20 Haziran 2017 Salı

"en sevdiğim günler değiştiğim günler"

Geriye dönüp baktığımızda yaşadığımız bu dönemleri aşırı tüketme ve arınma ikilemi arasında nitelendirsek sanırım yanlış olmaz. Hayatımızı kolaylaştırması veya hayatımıza keyif katması beklenen çoğu şeyin yanlış doz kullanım sebebi ile esiri olabiliyoruz.
Sosyal medya bu yanlış kullanım noktalarının zirvesine oynuyor sanırım. Ne zayıf makinelersek hemen her şeye bağımlı olabiliyoruz, ya da benim tabiatım böyle sizi de kendim gibi sanıyorum.
Kıssadan hisse, bir arınma hadisesine gireceksem ilk bırakmak istediğim mecra instagram. Çok şey öğrenip, kendi ilgi alanlarıma dair de pek çok şey buluyorum aslen. Ama işte daldan dala atlayarak ulaştığım anlamsızlık, herkesin herkesle dost olması, herkesin her daim muhteşem olması falan da sakat psikolojilerimiz için doğru değil bunu da gayet iyi biliyorum. Tabii asıl önemli olan zaman geçirmek için hobi niyetine kullanılması gereken alanların aptal kutusu tv ile benzer semptomlar ile bizi esir etmesi.
Nihayetinde özünde iyi de olsa yanlış kullanım sebepli yargılarım negatif olarak şekilleniyor instagram’a. Ama bazı insanlar da var ki, onları okumak her satırı ile su serpiyor içime. Şu dönem için Elif Türkölmez bu listede açık ara zirvede. Tarz (çok becerikli ve üretken) veya kişilik olarak pek örtüşmediğim birini bu kadar sevmem en çok bana ilginç gelse de, belli ki içimizde bazı ortak metinler var.
Blog’u yeniden yeşillendirmek adına da kendisinin bazı vurulduğum postlarını buraya kopyalayacağım.
Yoga konusuna çok uzağım da onun dışında listede sevmem dediğim şeyler bir elin parmağını geçmez. Yine de tatilde kendime bu şekilde bir liste yapmayı öngörüyorum. Vaatlerle de bloğumda arkası yarın ruhunu yaşatmaya çalışıyorum.
 
Beni mutlu eden şeylerden bazıları:
Yorganlar. Yumuşak, kocaman, rengarenk yorganlar.
Pirinç sütü.
Humus.
Sessizlik.
Çaydanlık.
Yulaf lapasının üstünü süslemek.
Kısır&turşu
Evde yalnızken don, tişört, çorap ve terlikle gezmek.
Karpuz.
Kızarmış ekmeğin üstüne zeytinyağı, pulbiber ve kekik dökmek.
El örgüsü yuvarlak paspaslar.
Mini kırtasiye alışverişi. (Bir adet çizgili dosyakağıdı, bir adet yeşil zarf, hadi bir de silgi almak)
Ev yapımı vegan burger yerken ellerimin, kollarımın, kafamın sosa, hardala bulanması.
Hiçbir şey satın almadığım günler.
Dedelerden, ninelerden kalma eşyalar.
Ev yapımı mantarlı&kapya biberli pizza.
Defne sabunu.
Liste yapmak.
Mavi çizgili çarşaflar.
Süslü kızlar.
Süssüz kızlar.
Ev telefonu çalan evler.
Ekmeği fırından almak.
Defterler dolusu yazılar.
Aşık kalmak.
Sıcak ekmeğin arasına tahin helvası.
Bayram, altın günü, yemek daveti gibi zamanlarda anne evinde aşırı güzel yemekler olması.
Denizden çıkıp kuruduktan sonra omzumdaki tuzu yalamak.
Rahatsız edilmeyeceğimi bildiğim bir anda/yerde sıcak suyla uzun uzun yıkanmak.
Sarılmak.
Yalnız kalmak.
Bir sürü zeytin yemek ve küçükken zeytin yarışması yaptığımız kahvaltılarda birinci olduğumu hatırlamak.
Kısacık bir duş aldığım zamanlarda işimi az su harcayarak hallettiğimi bilmek.
Eski kitapları yeniden okumak.
Notlar almak.
Cam&Nina'nın videoları.
Az imkanla çok parlak işler yapan çocuklar.
Ev bitkileri.
Pazı sarması.
Dalgınlık.
Kimçi.
Köyde akşamüstü.
İçe dönmek.
Sessizlik.
Yastık kılıfları.
Bir bardak su.
Üzerine tarçın serpilebilecek bir şeyin üzerine tarçın serpmek.
Fıstık ezmesi&muz.
Kendini, inandığın şeylere, adamak.
Kırılmayan, gönül koymayan, sitem etmeyen insanlar.
Yogada çocuk pozu.
Yogada çocuk pozunu tam yapamamak.
Hep öğrenci olmak.
Ödevlerini yapmak.
Ödevlerini, bazen, yapmamak.
Araştırmak.
Bulamamak.
Sormak.
Denemek.
Yanılmak.
Bir daha bakmak.
Tekrar başlamak.
Tekrar başlamak.
Tekrar başlamak.
Güzel şeylerin öğrencisi olmaya can atmak.
Hayatın öğrencisi kalmak.
Hiçbir şey bilmemek.
Sessizlik.
 ps. Elif'leri sevme sebebim olan iki kadının röportajını da şuraya kopyalıyorum ve yazının başlığını ömrümün "andı" olarak buraya da başlık yapıyorum.

16 Haziran 2017 Cuma

"maybe I listen more than you think"



yazmak pas tutan bir eylemmiş… ve ben pas tuttum sevgili okur…(sahi sen halen orada mısın?)
 
çok şeyden vazgeçtim de bloğumdan vazgeçmeye gönlüm el vermiyor. Şimdi kelimelerle evimin yolunu bulmaya çalışıyorum.

bazen çenem düşüyor, diyorum ki bunu bloğa yazsam ne güzel olur. Sonra “an” geçiyor, yazı var-olamadan yok-oluyor.

Nihayetinde “ söz uçuyor, yazı kalıyor”, bir de benim aklıma hep sorular düşüyor.

kendinizi overrated olarak tanımlar mısınız, kaç zaman sonra yazıp merak ettiğim şey de bu oluyor....