17 Haziran 2014 Salı

"O günlerimizle biz ölmemişiz de biraz yıpranmışız "


 
Bir film, siz sinemadan çıktığınızda bitmiyorsa; hatta sizin sinemadan çıkışınızdaki duygularınız daha sonra evrilip bükülüp güzelleşiyorsa; o film benim nazarımda iyi filmdir sayın okur.
Ben Bir Zamanlar Anadolu’dan çıktığımda, çok güzel bir film demediğimi gayet iyi biliyorum. Ki o zamanki beni düşündüğümde, süresi başta olmak üzere bir çok şeye burun kıvırmış olmam da kuvvetle muhtemel.
Kendi arşivimi aramayı beceremediğimden, filme dair burada ne yazdığımı bulamadım. İki yazının da sahibi benim ama hislerim zamana indirgenmiş ve değişmiş durumda. Bu nedenle bu yazıyı Kış Uykusu yazısından ziyade, Bir Zamanlar Anadolu’daya saygı kuşağı olarak değerlendirirseniz sevinirim.
Bir Zamanlar Anadolu’da, senaryo ve montaj sürecine dair güncesini okuduğum ilk film. Filmden hemen sonra kusburnu’nun sayesinde Nuri Bilge Ceylan’ın montaj sürecine dair günlüğünü okuyup, iki gıdımlık vizyonumla burun kıvırdığım filmlerin arkasındaki emek hakkında az çok bir fikir sahibi olmuştum.  
Ama filmin kalbimde yer etme sebebi, senaryonun da çıkış sebebi Ercan Kesal’ın Evvel Zaman kitabı oldu. Peri Gazoz’undan sonra Ercan Kesal market listesi yazsa alıp okurum sanırım. Bu nedenle de filme dair hevesimden değil, Ercan Kesal sevgimden kitabı alıp bir çırpıda da okudum. Ve kendisinin sahiciliği, dilinin yeteneği sayesinde film içime daha da bir nüfus etti. Özellikle tatilde olmamın da avantajı ile bir zamanlar anadolu’da kafamda 2-3 gün boyunca oynadı. Fırsat buldukça bazı sahneleri yeniden izledim. Film çekmenin fiziksel zorluklarına, gösterilen titizliğe, olan bitenin bir fikirden geldiği noktaya hayran kaldım.
 
 
Nuri Bilge Ceylan’ın zor beğenen ve muhtemelen de gıcık bir adam olduğunu; ama işi için ölesiye titizlendiğini de bu kitaplar sayesinde anladım.
Tam da bu referansla, Kış Uykusu vizyona girer girmez izlemeye koştum. Eski ben olsa 3.5 saatlik süreden ötürü filme dair epey önyargılı olurdu ama senaryo sürecine dair detaylara az çok fikir sahibi olunca, vardır o sürenin de bir hikmeti dedim ve sinema koltuğuna kuruldum.  
Hiç lafı uzatmaya gerek yok; bence Bir zamanlar anadolu’daya rakip olacak güzellikle bir film olmuş. Bir zamanlar anadolu’da da bir konu vardı; Kış Uykusu’nda ise insanlar ve durumlar var. Her zaman olduğu gibi ne doğru ne de yanlış var. Herhangi bir karakter için iyi veya kötü demeniz mümkün değil. İlk yarının sonunda Haluk Bilginer ve Demet Akbağ arasındaki sahne bence muhteşem. Bu kadar iyi tespitler ve bu kadar doğal bir konuşma, tiyatro kökenli iki oyuncunun da yağ gibi  oynayışı falan; nazarımda hepsi 10 numaraydı. İkinci yarıda da benzer bir sahne Melisa Sözen ve Haluk Bilginer arasında var ki, o da ayrı bir en.
Serhat Mustafa Kılıç, açık ara filmin en iyi oyuncusu bana göre. Mehmet Ali Nuroğlu’na da bizi gıcık etme becerisinden ötürü özel ödül veriyorum. Nejat İşler, her zamanki gibi, suratıyla çok şey anlatanlardan. Demet Akbağ, estetik uğruna mahvettiği suratı dışında gayet iyi. Haluk Bilginer ise tüm dünyayı hakir gören mimikleri ve vurguları ile şahane. Melisa Sözen o çocuksu şaşkın bakışları ile karakterin toyluğunu gayet başarılı yansıtıyor.
 
Nuri Bilge Ceylan kolaya kaçmayan bir adam olarak yine karda kışta film çektiğinden, fiziksel zorlukları tasavvur etmek bana düştü. At sahnesini maalesef estetik bulmaktan ziyade, içim acıdı. Bir de sonlardaki av sahnesinin ne anlatmak istediğini de henüz çözemedimJ
Sözlükte denk geldiğim yorumlardan rrgezgin’e ait olana da ziyadesiyle katıldığım için, bir kısmını buraya kopyalıyor; bu filmin de güncesi çıksın diye dört gözle bekliyorum.
“masum değiliz hiçbirimiz” diye bağıran film. Benim- senin gibi, büyük beklentileri olan fakat ortalama ve mutsuz bir hayat yaşayan, var olma şavaşı veren, özünde bencil insanlar anlatılıyor.
Filmi bir kez de evde, elimde not defteri ile izlersem; size diyalogların şahaneliği üzerine daha da derin örnekler sunabilirim. Mesela Aydın karakterinin biz mutlu olmamışız bu nedenle de mutlu etmeyi de beceremiyoruz repliğini çok sevdim. Ama bunun gibi 100 tane altı çizilesi diyalog var filmde.
En iyisi ben bu satırların kaynağı olan Çehov’u okuyim, siz de bu arada önyargılarınızı salonun dışında bırakıp Kış Uykusu’nu izleyin.
 
ps. başlık şarkısı Yüzyüzeyken Konuşuruz ve Ölmemişiz

ps.2 Kara kalem çalışmasını da Google aracılığı ile buldum ama kaynağı kaybettiğim için burada paylaşamıyorum. Emek sahipleri kusuruma bakmasın lütfen.

5 yorum:

varol döken dedi ki...

ellerim titriyor b.k atayım diye ama izlemeden de yapamıyorum, ya kesin çok sıkıcıdır ve bir sürü avam entelijiyans tayfa göklere çıkarmıştır inşallah diye dua etmekten başka çarem yok şu an:(

malumafatrus dedi ki...

şu yazıdan sonra beğeneceğin de varsa da beğenmezsin:) kahrolsun aslan burcunun burun kıvırma sevdasına...

varol döken dedi ki...

yok beni bilirsin beğenirsem tükürdüğümü yalama pahasına söylerim. ama sinema bu olmamalı gibi geliyor bana, derdi olmayan film çekmemeli. nuri bilge'nin dertleri gerçekçi gelmiyor. hele ki türkiye gibi zaten sineması oturmamış bir ülkede daha gerçek dertlere ihtiyacımız var sanki. nuri bilge sineması biraz şımarıkça bir eksiği dolduruyor gibi. ama yine de izleyip öyle döneceğim. o güne kadar çoğunluk'u son 10 yılın en iyi türk filmi ilan edeceğim.

malumafatrus dedi ki...

Bir Zamanlar Anadolu'dayı izledin mi?

İzlemediysen de, youtube'a bir zamanlar Anadolu'da muhtar sahnesi de, sonra konuşalım.

İnsan evladı başlı başına en büyük dert...Adam daha neyi anlatsın acaba, başımıza dolu yağmasını mı?

varol döken dedi ki...

ikisini combo yapıp döncem