7 Aralık 2012 Cuma

"kalmadı mevsimler, göçecek başka şehirler"


Benim için Fransa’da turist olmak,

Belki de hakkında en az şey bildiğim Avrupa şehrini nihayet görebilmek,

Önceden bir heves alınan biletlerin zamanı geldiğin de gitmenin insana angarya gibi gelmesi,

Geleceğe dair uzun vadeli plan yapmaktan bir kez daha ürkmek,

Kuru soğuğın beraberindeki güneşle bünyeyi aptal etmek,

Havaalanı loungelarında bedava diye sabahın 6’sında viski içen insanlara şaşırmak,

Fransızların dil milliyetçiliğini yerinde tecrübe etmek,

Ana metro istasyonlarında, bu inişin sonunda metrodan çıkabilecek miyim diye korkmak,
Merkezi diye dünya saçması bir otelde konaklamak,

Tartar adı altında geleneksel çiğ kıyma gerçeğiyle tabağımda yüzleşmek,



Siz ingilizce konuşurken, inatla Fransızca konuşan insanlarla anlaşmayı öğrenmek,

Sabah Öğle akşam arası servis yapmayan mekanlar yüzünden aç kalmak,

Kahveden taşikardi geçirmek,

Üç tekerli motosikletin ana vatanının Fransa olduğunu görmek,

Kahvaltıda mutluluğu le pain quotidien dostumda bulmak,

İşlek bir sokakta kırmızı ışıkta beklerken, kamyonundan inip işeyen bir Fransız’a şaşakalmak,

Pazar akşamı Templa’daki kalabalığa ve canlılığıa şaşırtmak,

Pek de sevemediğim Macaron’un neden pahalı olduğunu anlayamamak,

Eyfel’i o kadar yakından görünce matah bir şey yapmış gibi hissetmek,

Louvre müzesinin içini görmeden bile çevresine hayran kalmak,

Fransız’ın romantizmle hiç alakası olmadığını pekala tecrübe etmek,

Hayatında görmediğin kadar cafe bistro görmek,

Her yerde optik mağazına denk gelmek,

Kemik gözlüğü modasının çıkış noktasını keşfetmek,

Su’dan ziyade şarap içer hale gelmek ( restoranlarda gaz’sız su istendiğinde çeşme suyu geldiği için)

Şehirde krep kokusu ile sarılıp sarmalanmak,

Sn Germen’in o akşam kalabalığını pek sevmek

Ve şehrin kendisine, mimarisine hayran kalmaktı...

Bu yazıdan çıkartılmayacak sonucu ise; Ülkeye geri döner dönmez iskender yemeye koşmaktı.

ps. başlık şarkısı Redd ile Küçük Bir Çocukken

8 yorum:

kusburnu dedi ki...

Nerde french kiss?

malumafatrus dedi ki...

Büyük eksiklik haklısın, ne french fries ne de french kiss hakkında gözlem sahibi olamadım...

Bu arada melez insanları pek beğendiğimi de söylemeyi unutmuşum...tüm beyaz Fransızlar zenciler ile evlenir ise ileride şahane bir nesil ortaya çıkabilir, bunu da kamu yararı için öneriyorum.

varol döken dedi ki...

kuşburnu'nda fransız aristokrasisi siniri var!

varol döken dedi ki...

yazıma mon amis diye girecektim ve frankofon kültürüne hiç de uzakta olmadığımı öyle boş konuşmadığımı kanıtlayacaktım lakin unuttum. bir dahaki yorum inşallah.

a bien tot

malumafatrus dedi ki...

bence kusburnunda varoldöken asabiyeti var..

Uğraşma diyorum kendisi ilen.. zaten şunun şurasında iki yorumcu olarak kaldınız, siz de uslu uslu anlaşın rica edeceğim....

varol döken dedi ki...

kuşburnu'na sataştığım yorum silindi mi? blogda artık sansür mü var? bu çilekli pastayı babam mı yaptı yoksa varol yine maksadını mı aştı?

malumafatrus dedi ki...

gözlerine perde mi düştü, yoksa kendi yazdığın yorumu gerçekten göremiyor olabilir misin? Baştan üçüncü yorum'un kusburnuna ithaf ettiğin fransız asabiyetine ilişkin haliylen olduğu yerde duruyor.

varol döken dedi ki...

:)ben bir daha sataşmıştım kendisine malum artık alkol yok, evim de yok, mazeretim var asabiyim ben! öyle bir kelime doğrulaması var ki blogun maşallah o arada kaynadı sanırım. neyse belki de iyi oldu neden çünkü öfkeyle sataşan şamarla oturur...